21 Nisan 2010 Çarşamba

Gelince Üstüste Gelir..

Sarp'ın hastalığı devam ediyor bugün ekranın karşısında yorgunluktan şaşı olmuş bir şekilde yazıyorum. Pazartesi akşamı Sarp'ın ateşi tekrar çıkınca dün işten izin alıp Sarp'ı Dr.a götürmeye karar verdim. Sabah Sarp'ın bağlı olduğu sağlık kurumunun hastanesine gittik, sağolsun Dr. çok ilgilendi ama çocuğa hiç bir test yapmadan ve detaylı muayeneden geçirmeden sadece karşıdan bakarak 10 dak içerisinde alerji teşhisi koydu. Bu teşhisini tedavi edecek 3 tanede ilaç yazdı. Doğal olarak hastaneden çıktığımda bu ilaçları almadım bile.

Daha sonra bir arkadaşımın önerisiyle Dr. Ebru Hanım'a gittik, zaten maceramızda bu noktadan sonra başladı. Sabahtan ağzına bir çubuk sokularak boğazına bakıldığı için muayene edilmeye kıl kapmış olan Sarp, ilk başta Dr.un muayenehanesindeki oyuncaklarla oynadı ve başka bir tepki vermedi. Ne zaman kontrol için Dr.muzun odasına girdik film o zaman koptu. Dr.un sağını solunu kurcalayacağını ve boğazına bir çubuk sokacağını tecrübesiyle fark eden Sarp bir anda deli gibi ağlayan, sürekli kaçmak için kapıya koşan küçük bir canavara dönüştü. Sakinleştirmek için söylediğim hiç bir şeyi dinlemedi ve zıplayarak kaçmaya çalıştı, bu esnada çeneme kafa attı. Boş bulunduğum için dişim dilimi yardı, ben elimle çenemi tutarken annem Sarp'ı sakinleştirmeye çalışıyordu. Dr.muz Sarp'a iğne yapması gerektiğini söyleyince gözlerim vosvogen farı gibi açıldı, zaten yaşadığı korku ve hastalığın verdiği asabiyetle manyaklığın sınırlarını zorlayarak kendini sağa sola atıp ve yerlere vuran oğluma o iğnenin nasıl yapılacağını bir türlü çıkaramadım. Sarp'ı kafama darbe alma pahasına kucağıma aldım ve iğneyi çığlıklar arasında olduk. Tam derin bir oh çekmişken Elif Hanım tam kan, tam idrar, boğaz kültürü ve gaita testi istediğini söylediğinde ise bu tahlilleri yaptırmak için neler yaşayabileceğimizi düşünemedim bile.
Tahlilleri yaptırmak için laboratuvara gittiğimizde saat 17:00 di ve Sarp henüz olacakları bilmediği için sakin davrandı. Önce kan alınması konusunda görevlilerle anlaştık, sağolsun oğlum iğneyi görür görmez deli gibi bağırıp, kucağımdan kaçmaya çalıştı. Kolundan kan almayı denediler ama çok çırpınınca elinin üstünden almak istediler bu arada kolundan delindiği için elini vermek istemedi, uzun uğraşlar sonucunda kanı alında hazır ağzını açarak bağırıp ağlıyorken boğaz kültürüde alındı, sıra idrar tahlili için örnek almaya geldiğinde Sarp intikam almak için fırsatı kaçırmadı. 17:00 den laboratuvarın kapandığı saat olan 19:30'a kadar bizi peşinde koşturdu. Önce tuvalette yapacağım dedi, sonra meyve suyu istedi ama meyve suyu gelince içmeyi reddetti, sonra bekleme yerinde yapacağını söyledi, oraya gittiğimizde vazgeçti. Bekleme yeri ile tuvalet arasında sürekli mekik dokuduk. Bu arada laboraturda çalışanlardan çişini yapması karşılığı araba aldı ama sonra çiş yapmaktan vazgeçti. Normalde yarım saatte bir tuvaleti gelen çocuk bir şişe su, iki kutu meyve suyu içmesine rağmen öldür alllah çişini yapmadı. Laboratuvarın kapanmasına saniyeler kala benimde cinnet geçirmeme ramak kala çişini yaptı da rahat bir nefes aldık.
Eve döndüğümüzde bizi başka bir süpriz bekliyordu, arkadaşlarıyla gezmeye giden Beril, elindekini çöpe atmaya çalışırken çöp konteynırından fırlayan bir kedi Beril'i çok kötü tırmalamış. Ertesi gün dedesi Beril'i dispansere götürdü, oradaki doktor Beril'in kuduz aşısı olması gerektiğini söylemiş.
Şu an ki durumumuz şudur; Beril gün aşırı kuduz aşısına gidiyor, Sarp antibiyotik iğnesi olmaya gidiyor. Akşam evde sürekli bir koşturma ve mızırdanma var. Babamız bu sabah geldi, çocukları teslim edip işe geldim, akşam onları nasıl bulurum hiç bir fikrim yok, acaba diyorum akşama eve gitmeyip izimi kaybettirsem mi?

19 Nisan 2010 Pazartesi

Çocuklar hastalanırsa..

Babamız olmadan geçecek olan ve bütün kalbimle kazasız belasız atlatmak için dualar ettiğim son hafta sonumuz Sarp'ın cuma günü aniden ateşlenmesiyle koşturmacalı ve uykusuz geçti. Ne zaman bir şey dilesem hep tersi gerçekleşir ve ben bundan hiç ders almam, olmayacak dilekleri diler dururum.
Cuma günü Beril ve Sarp'la birlikte iş çıkışı sahile indik hava o kadar güzeldi ki akşam sekize kadar dolaştık, eve döndükten bir süre sonra baktım Sarp kıpkırmızı bir yüzle dolaşıp duruyor, yanıma geldiğinde elimi alnına koyduğumda ateşi olduğunu gördüm ve panikledim. Sarp 6 aylıkken ve 1,5 yaşındayken iki kere havale geçirdi, ateşinin 39'un üstüne çıkmaması lazım bundan dolayı ilk iş Sarp'a ateş düşürücü şurup verdim ve ılık bir duş yaptırdım, ateşi biraz düşer gibi oldu ama sonra tekrar yükseldi. Üstünde ne varsa çıkardım, eklem yerlerini kolonya ile ovdum ama bu da yeterli olmayınca annemleri aramaya karar verdim. ( Bkz. intikam yazımda bahsettiğim pılını pırtını toplayıp izini kaybettirme maddesi) Annem ve babam ben telefon edince doğal olarak telaşlandılar ve gecenin bir yarısı apar topar Kuşadasından İzmir'e doğru hareket ettiler bende Berille birlikte Sarp'ı hastaneye götürdüm.
Allah'tan Sarp muayene sırasında fazla huysuzluk etmedi de kontrolleri kazasız belasız atlattık ve ilacımızı alarak eve döndük. İki saat sonra annemler geldi onlarla nöbetleşerek Sarp'ın ateşini ve terini kontrol ederek sabahı yaptık.
Çocukların hastalanması tabi ki üzücü ama hastalık sonrası huy değişimleri anne ve babalar için ciddi bir sinir imtihanı olabiliyor. Normal düzenindeki çocuk gidiyor onun yerine yemeyen, sürekli mızırdanan, uyumayan, olur olmaz herşeye ağlayan bir çocuk geliyor. Bazen çevremde normal hali bu şekilde olan çocuklar gördüğümde hastalık sonrası onların durumunu düşündüğümde dehşete kapılıyordum ki bir gün böyle çocuğu olan annelerden birisiyle konuştuğumda öğrendim ki o huysuz, mızmız çocuk gidip yerine söz dinleyen, sessiz bir çocuk geliyormuş ama maalesef bu durum çok uzun sürmüyormuş.
Beril çok yaramaz bir çocuk değildi, gerçekten söz dinlerdi ama hastalandığı zaman bize rahmet okuturdu. Sarp hareketli ve peşinden koşturan bir çocuk ve hastalandığı zaman aslında Beril'e çok haksızlık yaptığımızı anlamamızı sağlıyor.
Sarp'ın ateşlenmesi ve benim annemleri apar topar Kuşadasından getirtmemi düşünecek olursak anne babalığın çocuklar evlenip çoluğa çocuğa karıştığı zaman sorumluluğun arttığını bir kez daha anladım.
Sarp şu an iyi telefon ettiğimde arkadan sesi geliyordu, Beril bunca koşturmacanın içerisinde kendini aşarak dershanedeki deneme sınavından rekor sayılabilecek bir puan aldı. Demek ki SBS sınavından önce Beril'e sakin, sessiz bir ortam yerine harala gürele bir ortam hazırlarsak çocuk rekor kıracak, bunu bir yere not etmeliyim.
Gecenin bir yarısı ettiğim telefonla apar topar yola çıkıp gelen ve beni yanlız bırakmayan annemle babama da çok teşekkür ederim, iyiki varsınız ve iyiki ben evlendiğimde bilinmeyen bir yere yerleşip izinizi kaybettirmemişsiniz.

16 Nisan 2010 Cuma

Anne ve Baba'nın Dileği

Bir anne olarak çocuklarım için ne istediğimi sorarsanız size aşağıdaki Aborjin Duası ile yanıt verebilirim;

Her şey yeterli olsun!

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum.

Aydınlık bir bakıs açısına sahip olmana yetecek kadar günes diliyorum.

Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.

Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.

Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.

İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.

Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.

Son "elveda"yı ! atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum.

Kısacası çocuklarım için herşeyi kararında istiyorum ki çocuklarım çıktıkları hayat serüveninde başarılı olsunlar, kendileri gibi iyi evlatlar yetiştirsinler. Çevrelerine mutluluk verip, mutluluk alsınlar, kayıpları ile üzülmeyip, kazançlarının kıymetini bilsinler. Hayattan keyif alsınlar ve hayata keyif katsınlar. Başarısızlıkları mutlaka olacak ama bu başarısızlıklardan ders alsınlar, aynı hatayı tekrarlamasınlar. Ayaklarının üzerinde sağlam dursunlar. Yaşamlarında fark yaratsınlar.

Bu hafta çocuklarla başbaşa geçirdiğim son haftasonu büyük bir aksilik olmazsa babamız haftaya geliyor. İnternette görüşürken ekranda gördüğü sürekli devinimi çok özlediğini, her kafadan bir ses çıkmasına hasret kaldığını söylüyor ama ben ikili bahisleri açtım, iddiasına varım 4. gün limiti dolduracak çünkü o görmeyeli çocuklar yeni ve etkili teknikler geliştirdiler, benim diyen yetişkin uzun süre dayanamaz. Evde ne yapacaklar hiç bir fikrim yok.

14 Nisan 2010 Çarşamba

İlkyardım ve Psikoloji Dersleri

Eğer bir çocuğunuz varsa bir süre sonra ilkyardım konusunda ister istemez uzmanlaşıyorsunuz ve bu uzmanlığınız genelde kafa travmaları üzerine oluyor. Beril'de çok fazla yaşamadık ama Sarp 4 aylık olduğundan beri kafa üstü düşme, kafasını sürekli bir yerlere çarpma konusunda kendini geliştirdikçe bizde ister istemez çarpma ve travma uzmanı olduk.

Bizim evde sağlık danışmanımız eşimdir ama zaman zaman onun bile çaresiz kaldığı anlar olmuştur. Sarp çok hareketli bir çocuk olduğu ve bir yere giderken yürüme yerine roket misali kafası önde olacak şekilde koştuğundan sürekli kafasını sağa sola ve hatta hiç olmayacak yerlere çarpabiliyor.

Mesela bu haftasonu kardeşime gittiğimizde girişte ki apartman merdivenlerini hızla çıkıp sonra apartman boşluğunda manasız şekilde geniş bir kavis çizip sonrada merdivenlerin yanındaki kolona toslamayı başardı ki iddia ediyorum hiç bir insan evladı 100 kere de aynı hareketi yapsa eminim o kolonu tutturamazdı, aynı akşam mutfakta yemek hazırlarken malzeme almak için açtığım buzdolabının kapağına sabah darbe aldığı yerden kafa atmayı da başarınca pes dedim. Kafasını aynı yerden iki kere vurunca alnında küçük mor bir tepecik oluştu.

Dün de mutfaktan odaya doğru gene kafası önde koşarken buzdolabının yanındaki duvara alnının yanını sürtmeyi başardı. Akşam salonda otururken de geri geri gidip ortadaki sehpaya ayağını taktırmayı sonra garip bir açıyla ters yöne dönüp yanağını kanepeye vurmayı başardı, biliyorum okuyunca bir şey anlamadınız ama emin olun ben gördüğüm halde nasıl başardığını anlamış değilim.

Velhasıl çocuğunuz olacaksa yada henüz küçükse ilk iş ilkyardım ile ilgili bir kitap edinin, düşme, çarpma gibi durumlarda soğukkanlılığınızı koruyun. Çocuğunuz zorlu bir maçtan çıkmış boksörler gibi alnında morluklarla dolaşırken çevrenize "valla biz yapmadık, ha bire düşüyor" cümleleri kurmaya hazır olun.

Çocuğunuz biraz büyüyüp ergenliğe adım attığında da psikoloji kitapları edinin. Beril Abla bugünlerde çok sessiz ne olduğunu sorduğumda bir şey yok diyor. Küçükken çocuğunuza bir noktaya kadar müdahale edip koruyabiliyorsunuz, büyümeye başladığında hareket alanınız iyice kısıtlanıyor. Çok soru soramıyorsunuz sıkılıyorlar, üstlerine çok fazla düşmüş oluyorsunuz, salsanız bu seferde zıvanadan çıkıyorlar sonra toparlamanız zorlaşıyor. Hassas dengeyi bulmanız gerekiyor. Beril küçükken "biz böyle istiyoruz" deme şansımız vardı ama şimdi neden öyle istediğimizi açıklamak zorundayız.

Ergenliğe giren çocukların hep tasası olacak değil ya, keyifli yanları da var. Bu dönemde artık size arkadaş olmaya başlıyorlar, kendi adıma ana-kız dedikodu yapmaktan çok hoşlanıyorum. Birlikte alışveriş yapmak, bir yerlerde oturup bir şeyler içmek ve oradan buradan konuşmak benim için keyif aldığım zamanlar. Gelecekte ki ilişkinizin temelini bu dönemde atıyorsunuz. Bundan dolayı temeli atarken ne kadar sağlam, karşılıklı güven ve sevgiye dayalı bir temel atarsanız ileride o kadar kaliteli bir diyaloğunuz oluyor. Bugün kızımla konuşup ona kendi tecrübelerimi aktarırken biliyorum ki anlattıklarımın yüzde birini bile depolamıyor ama ileride bu sohbetlerimizi hatırlayıp bu tecrübelerim ona bir parça faydalı olursa ne mutlu bana.

Bu günlerde Sarp sağa sola kafa atmaya, Beril anneannanemin deyimiyle Kukumav Kuşu ( bkz. Baykuş ) gibi düşünmeye devam etmekte. Bu haftasonu çocuklarla yalniz geçireceğim son haftasonu, bir aksilik olmazsa haftaya babamız geliyor- yada bu yazdıklarımı okuduktan sonra Çin'e doğru depar atmaya başladı bizim henüz haberimiz yok- maceralarımıza maaile olarak devam edeceğiz.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Haftasonu Etkinlikleri


Haftasonlarını çok seviyorum, çocuklarla yoruluyorum ama onlarla doya doya vakit geçirdiğim içinde gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Bu cumartesi yazdığım gibi Doğal Yaşam Parkına gittik. Sabah Beril'i dershaneye uğurladıktan sonra Sarp'ın çantasını hazırlamaya başladım. Ne zaman son ana bıraksam mutlaka en lazım olan şeyi unuttuğum için aklıma geldikçe çantanın içine malzemeleri koydum ve yola çıkacağımız zaman çanta kas geliştirecek ağırlığa ulaştı. Bu arada Sarp'ın kahvaltısı, evin toparlanması, Beril'in gelince yiyeceği sandviç hazırlandı. Sarp'ın peşinden koridorda bir ileri bir geri koşularak Sarp giydirildi.

Beril Ablamız gelince kapının önüne sağsalim çıktık, tam kapıyı kilitledik ki içeride arabanın ruhsatını unuttuğumuzu farkettik, kapıyı açıp ruhsatı aldık kapıyı tekrar kilitledik bu seferde Sarp'ın arabasını balkondan almadığımızı hatırladık, arabayı da aldığımızda artık gitmeye hazırdık.

Doğal Yaşam Parkı Sasalı'da, yıllar önce kuş cennetine arkadaşlarımızla gitmiştik açıkcası yolu bulabilir miyiz diye biraz endişelensem de sonra ammaaannn en fazla Bergama sapağından döneriz, o da olmadı Dikili'de çay içeriz diyerek attık kendimizi yola.

Allah'tan korktuğumuz başımıza gelmedi, Çanakkale otobanından Sasalı tabelasını izleyerek Doğal Yaşam Parkına ulaştık, yol boyunca tabelaları izlerseniz kaybolmadan bulabilirsiniz. Öncelikle belirtmeliyim ki Parkı çok güzel düzenlemişler, bizim gibi broşürü çıkışta değil girişte alırsanız parkı daha rahat gezersiniz. Parkta hayvanları kafeslerle değil cam paravanlar ve havuzlarla ziyaretçilerden ayrılmışlar. Yırtıcı hayvanlar için cam duvarlardan bakarak yaşam alanlarını daha da yakından görebilecek ve resimlerini çekebilecek imkanlar sunmuşlar. Göz alabildiğine geniş yeşillikler ile kendinizi hayvanların doğal alanında hissediyorsunuz. Özellikle Tropikal Bölümde içerideki nemli ve sıcak hava size yağmur ormanlarına gitmişsiniz izlenimi veriyor. Parkta iki tane kafe ( Kuğulu Kafe ve Develi Kafe) var sanıyorum belediye işletiyor ve fiyatları çok uygun, yapay gölet kenarındaki masalar çok keyifli. Develi Kafe'nin yanında çocuk parkı var, tavsiye ederim siz çayınızı ve kahvenizi yudumlarken çocuklar gözünüzün önünde parkta oynuyorlar.

Parkın içerisinde 4-5 tane çocuk parkı var, zaten normal yürüyüş hızıyla çok oyalanmadan gezerseniz parkın tamamını gezmeniz 3-3,5 saatinizi alıyor. Bu çocuk parklarında dinlenmek için fırsatlar buluyorsunuz.

Sarp Doğal Yaşam Parkına bayıldı, kendinden geçti. Pek çok hayvanı ilk kez ve yakından gördü, zürafa'ya bayıldı. Çocuklarınızı mutlaka götürün, hatta bence her yaştan insanın görmesi gereken bir yer. Beril ve ben parkı çok sevdik, hatta babamız gelince tekrar gelmeye kararı verdik. Parkta ana-kız manzaralı ve sakin bir kaç yer beğendik, babamızı Sarpla parka salıp, biz daha önce tespit ettiğimiz yerde güneşin, yüzümüze vuran rüzgarın, su ve kuş seslerinin keyfini çıkaracağız. Gezimize dönersek, Sarp parkın içerisindeki bütün çocuk parklarında oynadı, kuşların bölümünde Sarp'ı arabasının kemerini taktık çünkü bu bölümde tavanı ağlarla kapatmışlar, leylekler, ördekler ve bazı kuş cinsleri ortalıkta dolanıyordu, Sarp'ın arabasından inip kuşların üstüne gitmesinden korktuk. Sarp'ın o kadar hoşuna gitti, o kadar etkilendi ki aslında kemerini takmamıza gerek yokmuş çünkü çocuk yerinden bile kıpırdamadı.

Kısacası çok keyifli ve öğretici bir gündü. Buraya gelmek üzere plan yaptığım için kendimi gün içerisinde bir çok kez tebrik etmedim desem yalan olur. Dışarı çıktığımızda Sarp biraz bozulup ağladı ama sonra babasıyla tekrar geleceğini öğrenince sustu, şimdi sürekli ne zaman gideceğiz diye sorup duruyor. Akşam farkettik ki parkta dolaşırken hepimizin yüzü yanmış, birbirimize bakıp bakıp güldük.

http://www.izmirdogalyasamparki.org.tr/

9 Nisan 2010 Cuma

Çocuklardan İntikam Alma Planları 1

Bu sabah sakin kalmaya çalışırken gözümün önünde uçuşan yıldızları saymaya çalıştım. Blogumu okuyup yorum yapan arkadaşlarıma göre koşturmacalı, bana göre sıradan ve hatta sakin bir hafta geçirdim derken bu sabah bombayı Beril Abla patlattı. Oldum olası sakinlikten tedirgin olurum, bu güne kadar yaşadıklarım bu tür sakinliklerin ardından mutlaka bir maraza çıktığını göstermiştir, bende tam kazasız belasız cumaya geldik haydi hayırlısı derken, çarşamba günü doktora giden ve o gün giremediği matematik sınavı için anneannesinin uğraşları sonucu rapor alan kızımın tüm uyarılarıma ve hatırlatmalarıma rağmen raporu okula vermediğini dolayısıyla matematikten mazeret sınavına giremeyeceğini ve sıfır alacağını öğrendim.

Bu arada annem okul ve bizim ev arasında iki tur atmış ve benimle konuşurken nefes nefese kalmıştı, zaten biliyordum ama artık eminim anne babaları çocuklarının derdi öldürüyor.Çocuğunun peşinden koşarken yaşlanıp, dert sahibi oluyorsun.
Beril'in geçen sene ki dershanesinden bir arkadaşının annesiyle konuşurken kadıncağız "çocukların doğduğu gün ağlamaya başladım o gün bu gündür gözyaşım durmadı, bunların yüzünden sürekli ağlıyorum, sinir hastası oldum" demişti. Garibimin iki oğlu vardı ve bence çok haklıydı. Gerçi günümüzde yaramazlığın kızı erkeği kalmadı, valla ne kız çocukları var anne babalarına rahmet okutuyorlar.
Şimdi diyeceksiniz ki bunun için mi gözünde yıldızlar uçuştu, acele etmeyin hikayenin asıl eğlenceli yerine daha gelmedim. Annem evde her türlü tehlikeyi göze almış Beril'in odasına girip raporu aramış ama bulamamış, beni aradı Beril'e mesaj atıp raporun yerini sormamı istedi, Beril Ablaya mesaj attım ve 10 dak sonra telefonum çaldı. Beril'e raporun hangi kitap yada elbise yığınının altında kaldığını sorduğumda bana " üüfff anne yaaa ben raporu pazartesi okula veririm " dedi, önce cevabı algılayamadım, herhalde ben yanlış anlıyorum dedim, sonra raporu dün vermesi gerektiğini dün vermediği için sınav hakkını kaybettiğini direkt sıfır alacağını, sınıf öğretmeninin sırf Beril için eve gitmeyip yarım saat daha bekleyip raporu okul idaresine kabul ettirmeye çalışacağını, raporun yerini hatırlayamadıysa - ki o oda da raporun bulunması için yerini hatırlasa bile bence arkeolojik kazı yapılması gerekir- anneannesinin okula geri geleceği ve Beril için yarım saat izin alacağını evde raporu bulup biran önce okula götürmesi gerektiğini söyledim. Beril'den gözümde şimşekler çaktıran cevap işte o zaman geldi, bana " anne niye panik yapıp acele ediyorsunuz, ben öğleden sonra raporu okula veririm" dedi.

İnsanın ruhunun bedeninden ayrılıp geri döndüğü anlar vardır, bende de 1-2 saniyeliğine bu durum oldu, daha sonra kafamdan dumanlar çıkmaya başladı ve saçlarımın diken diken olduğunu hissettim, son aşama olarak gözlerim karardı. Nirvana sırıtışını es geçip direkt Osmanlı Tokadı pozisyonu aldım. Beril'e ağzıma gelenleri söyledikten sonra telefonu kapatıp, karşı duvara boş boş bakarak sakinleşmeye çalıştım.

Çocuklara sorumluluk sahibi olmayı öğretmek bu kadar zor olmamalı, biz elimizden geleni yapıyoruz ama yinede başarılı olamıyorsak kendimize hemen acilen bir B Planı hazırlamalıyız. Bu plan kapsamında yapılacak çalışmalar aşağıdadır;

1. Mümkünse Belene Kampının tekrar açılması için Bulgar Hükümetine dilekçe verilecek; yanlış anlamayın kampa çocukları yollamayacaksınız, siz gideceksiniz kampta ne kadar eziyet çekebilirsiniz ki. Çocuklarınkinin yanında kamp size tatil köyü gibi gelecektir.
2. Şimdiden bilinmeyen bir adreste mülk edinmek üzere araştırmalara ve çalışmalara başlanacak; çocukları evlendirdiğiniz gün tası tarağı toplayıp oraya kaçacaksınız, unutmayın ki evlenen çocuklarınızında yavruları olacak, çile katlanarak büyüyecek.(Bunu kendi anne babamdan gözlemleyerek yazdım.)
3. Bulunabilecek en iyi psikiyatır bulunacak ve terapiye başlanacak.Yeşil reçeteli ilaçlar şimdiden stok yapılacak.
4. Çocuklar 18 yaşına gelir gelmez hemen evlendirilecek," amaaannn biz çok torun istiyoruz, biz bakacağız söz valla" denilip, torun doğar doğmaz çok yaşlıyız diyerek yan çizilecek ve onların çocuklarıyla debelenmeleri keyifle izlenilecek.

Bunlar ilk anda aklıma gelen fikirler. Sizin de önerileriniz varsa bekliyorum, anne ve baba olarak sessiz kalmayın, ezilmeyin.

Bugün aslında dün akşam kardeşime yaptığımız ziyareti yazmak istiyordum ama bizde gündem aniden ve sıklıkla değişebildiği için sıcağı sıcağına yaşadığım macerayı yazarken buldum kendimi. Kardeşime yaptığımız ziyareti de araya başka bir şey girmezse yarın yazacağım.

Siz şimdi rapor ne oldu diyeceksiniz.Rapor Beril'in odasında alakasız bir poşetin içerisinden çıktı ve okula teslim edildi, benim saçlarıma iki ak daha eklendi. Şu an haftasonunu ruhsal ve bedensel bütünlüğümü koruyarak geçirme planları yapıyorum. Bakalım haftasonu neler yaşayacağız. Beni okuyanlara da güzel, dertsiz, tasasız ve koşturmasız keyifli geçecek bir haftasonu diliyorum. Haftasonu için Doğal Yaşam Parkına gitmeyi planlıyoruz, bana şans dileyin.

8 Nisan 2010 Perşembe

Evcil Hayvan Beslenmeli mi?

Çocuk yetiştirilmesinde hayvanların rolünü hep düşünmüşümdür, faydalı mı yoksa zararlı mı diye. Kedimiz yaklaşık 4,5 yıldır bizimle geçen bu zaman süresinde öğrendiğim en önemli şey, eğer evde çocukların peşinde koşmaktan vaktiniz kalıyorsa eve evcil hayvan alın. Neden derseniz, eve hayvan alınana kadar "söz vaalahi ben bakacağım, her şeyiyle ben ilgileneceğim, nooooolur, nooooluuurrrr" diye bol keseden atan ve size durmadan yalvaran çocuğunuz, daha havyanın eve gelmesinin haftasında sorumluluklarından itinayla yan çizecektir. Israr ederseniz de omuz atıp basıp gidecektir.
O saatten sonra çocukların ve evinizdeki hayvanın peşinden koşmaya başlayacaksınızdır.Sabahları işe giderken çevreme baktığımda hep çocuğunun köpeğini dolaştıran evebeynler görüyorum, siz de dikkat edin göreceksiniz.İşin garip tarafı çocuklarınız sizin sözünüzü dinlemezken evcil hayvanınız söz dinleyecektir ki bu duruma hiç şaşırmayın.
Daha önceki yazımda belirttiğim gibi neredeyse 10 yıldır kızıma odanı topla derim, daha bir kere ben demeden toplamamıştır ve o kargaşanın içerisinde debelene debelene yaşamaya çalışmıştır. Bu sürenin son 4,5 yılına şahit olan kedimiz Tarçın, ben Beril'e odanı topla demeye başladığımda artık yerden ne bulduysa alıp saklamaya başladı. Garibim Beril'in odasında yerde ne görürse hayvan emek emek benim yatağın altına taşıyor sonuçta hayvanda bir çaba varki inanın bu çabanın karşısında gözlerim yaşarıyor..Birde kediler eğitilemez derler pööh, valla bunca yıldır denedim ve aksini iddia ediyorum. Tarçın oraya girme diyorsun, hayvan pat dönüyor girmiyor,tabii biz yattıktan yada evden ayrıldıktan sonra giriyor ama en azından Sarp gibi gözümün içine baka baka yapmıyor. Yaramazlık yaptığında uzaktan terliği gösteriyorsun, hayvan hemen toz oluyor, Beril ve Sarp'a istersen terlik göster daha dedeleri ve anneanneleriyle bir araya gelir gelmez "annem beni dövüyor" diye şikayet ederler valla kendimi temize de çıkaramam, fırçayı yerim. Mamasını yerken sağa, sola en önemlisi yeni giydiğim kıyafete dökmüyor. Akşam uykusu geldiğinde gidip sepetine yatıyor. Tuvalet terbiyesini bize geldiğinde annesi vermişti ve bu konuda pek terbiyeliydi. Dışarı çıkarken onu giymem, bunu giymem demiyor, üstünü başını biz hazırlanana kadar kirletmiyor. En önemlisi bağıra çağıra ağlamıyor, hatta hayvanın hiç sesi çıkmıyor.
İtiraf ediyorum ben çocuklarda bu kadar başarı sağlayamadım. Bazen düşünüyorum çocukları sokağa salsam da evde kediyi mi tutsam diye.
Şaka bir yana çocuklarınız sizden evcil hayvan istediğinde - türü ne olursa olsun- sakın kendinizi hazır hissetmeden eve hayvan almayın valla sonra çok pişman olursunuz, söylemedi demeyin.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Tabam...

Haftaya hızlı başladık ama dün sakin bir gündü, tabii sakinlikten anladığınız sessizlik ve dinginlikse kastettiğim o değil.. Akşam servisten iner inmez markete gidip alışveriş yapıp koşturarak eve gittim ve eve gelir gelmez her çalışan annenin yaptığı gibi aceleyle üstümü değiştirdim, üzerimi değiştirirken üzerime tırmanmaya çalışan oğlumu kollayıp, düşmesin diye uğraşırken bir kaç akrobatik hareket sergiledim teknik puanlarım düşük olsa da artistik puanlarımdan çok ümitliydim. Sonra evin koridorunda ben önde Sarp arkada koşarak mutfağa geçtik. Sarp heryere koşarak gittiği için evde sürekli olarak bir yerden bir yere koşma durumu var.

Her akşam olduğu gibi ne yiyeceksin bölümüne geçtik. Burada iki türlü ne yiyeceğimize karar veriyoruz, birinci seçenekte buzdolabının kapağını sonuna kadar açıp dolaptaki bütün tencerelerin kapaklarını sırayla açıp, "bunu yer misin?" diye soruyorum, Sarp'ta tencereye bakıp " hımmmm...yemem" ya da " yeyim, ben onu çok seveyim" diyor. İkinci seçenekte Sarp Bey sandalyeye oturuyor, ben onun karşısına geçip "sarpcım ....... yer misin yapayım mı?" diye cümlede ki boşluğu çeşitli yemeklerle dolduruyorum. Sarp Bey'de yine derin derin düşünerek "hımmmmmm..yemem" ya da " yeyim, ben ...... yı çok seveyim" diyor.

Tabii Sarp'ın çok seveyim demesi o yemeğin sofraya konduğunda yemesini gerektirmiyor, küçükbeyimiz bir anda karar değiştirip "ben onu sevmedim" de diyebiliyor. Böyle bir zamanda size bir önceki yazımda belirttiğim Nirvana sırıtmamı takınıp sakin bir şekilde "Tamam yeme.. ama bunu yemezsen bu akşam sana ne süt, ne şeker, ne de meyve var" diyorum ve ben bunu der demez Sarp şimşek gibi salona koşarken "tabammm" diye bağırıyor.

Tabam benim en sevdiğim laf, aslında çocuklardan ders almam gerekiyor, Sarp'a ne derseniz deyin Sarp hep size "tabam" der ve sonra bildiğini okur. Sarp oyuncaklarını kırma dersiniz size hemen kocaman bir tabam gelir ve bunu söylemesinin üzerinden 30 saniye geçmeden oyuncak çat diye kırılır. Sarp koşma dersiniz size yine kocaman bir tabam yollar daha siz kafanızı çevirmeden düşer. "Annecim neden beni dinlemedin bak düştün işte" dediğinizde size gözlerini masum bir şekilde ve kocaman açarak "tabaamm" der. Sarp kediyi rahat bırak...tabam, Sarp annecim zıplama...tabam, Sarp ablanın rahat bırak...tabam, Sarp burnunu televizyonun ekranına dayama annecim, kanepeden seyret...tabam, Sarp televizyonu yemeye çalışma oğlum...tabam, Sarp oyuncaklarını topla..tabam. Biz de hiç hayır yok ama tabam deyince icraat da yok.

Salona koşarak giden oğlum 10 dak. sonra geri geldi, anlaşılan acıkmıştı ama dişine göre yemek olmadığı için kıvranmaktaydı. "Anne sana bir şey söyliyebilir miyim?" dedi, "tabii annecim hayrola ne oldu " deyince bana " sen neden bana eziyet ediyorsun?" diye sordu.. O an bize dışarıdan bakan biri hain üvey anne ile masum yavru görürdü herhalde. Böyle bir soruya nasıl cevap verilir bilmiyorum. Bu numarayı bana geçen haftada yapmıştı, sanıyorum bu haftada belki yerim de abur cubur yemesine izin veririm diye düşünüyor. velhasıl çocuklarla başetmek çok zor, kıvrak bir zeka, hazırcevaplık, derviş sabrı, superman kuvveti, politikacı manevrası istiyor.

Gecenin geri kalanı sakin, Sarp'ın koridorda bir bu yana bir diğer yöne koşturması, kedinin de Sarp'ın aksi yönünde kaçmasıyla geçti.

Yemek konusuna gelince, Sarp Bey benimle başedemeyeceğini anlayınca gelip yemeğini yedi, bir yandan da "ben bunu çok seviyom" diyerek sanırım kendi kendine telkinde bulunuyordu.

6 Nisan 2010 Salı

Nirvana'ya nasıl erilir?




Olaylara hızla tepki veriyor muşum, sabırsızmışım, kolay sinirleniyormuşum. Bazen baskıcı oluyormuşum, özgürlüğü yokmuş, bazı şeylere takıyormuşum, millette ne anne babalar varmış. Evimizde geçen son moda konuşmamız budur. Ben bu sözleri evlendiğimiz günden beri eşimden dinliyorum- gerçi eşim lafı millette ne eşler var diye bağlayamıyor, çünkü o konuşmadan sonraki ev huzurunun o andan itibaren kaybolacağını tecrübeli bir koca olarak çok iyi biliyor- ama kızımdan duymak bana yeni gibi geldi. Her ne kadar babasından kopya çektiğini düşünsem de oturdum ve düşündüm, Beril bizden ne istiyor diye, işte cevaplarım;

Beril istiyor ki okuldan gelince internetin başına geçsin arkadaşlarıyla gözleri çukurlarından akana kadar yazışsın, bu arada çamaşırları yıkansın ve yerleşsin, odası toplansın, sevdiği yemekler yapılsın sevmediği yemekleri yapan eller kırılsın, gömlekleri her gün ütülensin ama o akşamları gömleklerini tanınmaz hale getirdiğinde anne olarak isim verdiği kölesi sevine sevine gömleğini yerden yada çalışma masasının üstündeki kıyafet yığınının içinden alıp yeniden ütülesin ve kızının ona bahşettiği bu görevden dolayı minnet duysun. Çoraplarının biri mağrip'ten diğeri maşruk'tan çıktığında annesi bütün sakinliğini koruyup ayrı düşen çorapları birleştirip sevenleri ayırmasın ve çorapları çekmecesine koysun.

Arkadaşları ile görüşeceği zaman nereye gidiyorsun diye sormasın, geliş saatine hiç karışmasın. Cep telefonu konuşmaktan kulağına yapışsın ama annesi kızım beyninde tümör çıkacak artık demesin, cebinin şarjı bittiğinde ev telefonuna geçip sabah okulda 5-6 saat görüştüğü ama sohbete doyamadığı arkadaşlarıyla dedikoduya devam etsin, bu arada Afganistan'da ki babası telefon başında saatlerce debelenip delirmesin.

SBS'ye hazırlanmak için test çözmesin ama iyi bir Anadolu Lisesine girsin, yetişkin haklarına sahip olsun ama bebeklikte ki sorumlulukları devam etsin.

Annelik ve babalık sanıyorum sinirleriniz laçka olduğu zaman bile sakin görünebilmek ve etrafa sakin sakin gülümseyebilmekmiş. Ben bunu filmlerden gördüğüm kadarıyla seri katiller ve budist rahipler yapar sanırdım. Biraz kasınca anne babalarda yapabiliyormuş. Aklınızdan çocuğunuzun üstüne atlayıp paralamak geçerken, bir şey olmamış gibi sırıtmak ergenliğe giren çocukların anne babalarının içgüdüsel olarak kazandığı bir davranış biçimiymiş. Sizde hala yoksa ya çocuğunuz yoktur, ya çocuğunuz henüz küçüktür yada o ışık size gelecektir daha zıvanadan çıkmamış ve Nirvanaya henüz ermemişsinizdir, bekleyin gelir.

Anladım ki Bana Huzur Mezarda


Dün sabah işyerimde huzurlu saatlerimin keyfini çıkarırken kızımdan telefon geldi, bugünlerde ergenliğin başlarında olan kızımdan ya internet giriş izni yada arkadaşlarla buluşmaya gitmek için alınması gereken izinler dışında telefon gelmediği için şaşıdım çünkü saat olarak bu telefon iki isteğede uymuyordu. Konu gelmişken belirteyim, sizin de çocuklarınız ergenliğe girdiği zaman görünce şaşırmayın diye tüyo vereyim, bu yaşlardaki gençler 5000 sms'i 2 haftada bitirebiliyor. Siz onlara kontür aldığınızda sizin için tek kontör harcamayıp gerekli durumlarda iletişime geçmek için telefonunuzu çaldırıp kapatıyor ve sizin aramanızı bekliyorlar. Biraz geç aradığınızda ise nerde kaldın anneeeee diye çemkiriyorlar.

Bundan dolayı kızımın telefonu çaldırıp kapatmak yerine ısrarla çaldırması bana garip geldi. Telefonu açtığımda Tarçın'ın hastalandığını ve sürekli kutusunda kalıp, ne mama yemek için ne de su içmek için çıkmadığını söyledi. Evdeki en zararsız varlık olan kedinin hastalanması beni de endişelendirdi, acaba Beril'in odasında bir şey bulup mu yedi acaba diye düşünmeden edemedim. Beril 4 yaşına geldiğinden beri her hafta istinasız olarak kızım odanı topla demişim ve bazen işbirliği yaparak bazen -ilerleyen yıllarda- bunun onun sorumluluğu olduğunu kendisine hatırlatarak odasını toplatmaya çalışmışımdır. 10 yıl boyunca bunu sürekli yapıp , odasını toplaması isteğini zaman içerisinde aile geleneğine dönüştürmeyi başarsam da odasını toplattırmayı hala başarabilmiş değilim. Bazen cinnet geçirip odasını toplamaya kalktığımda da dolabından, çantasından, elbiselerinin cebinden bir kısmı yenmiş, geri kalanının üstünde başka yaşam şekilleri oluşmuş yiyecek artıkları bulduğum çok olmuştur. Kaç kere söyledim evi bir gün fareler basacak, bu kedi cins kedi ırk itibariyle ve huy itibariyle sinekten başka bir şey yakalayamaz onun için fareleri yakalar umuduna kapılma diye bilmiyorum. Bir gün bu bir zamanlar yiyecek maddesi olan ama zamanla içeriği değişen şeyleri kedinin bulup yemesinden de korkmuşumdur. Beril abla telefon edip kedi hasta deyince içimden hah şimdi oldu bu kedi gitti bu başkalaşmış şeyleri yedi ve zehirlendi diye geçirmedim desem yalan olur.

Telefonla kediyi takip edip günün sonunda eve varmam Sarp'ı giydirmek için evde o önde ben arkada depar atmam, yakalayıp Sarp'ı giydirmem ve yakalamış olduğum bu başarıdan dolayı kendimi tebrik ettikten sonra kedinin peşine düşmem, Sarp'ın kediyi kovalamaması için 80 kere uyarılmasının ardından kediyi kutusuna koymam ve kapının önüne çıkmamız bir oldu. Kapının önüne çıkıp kapıyı kapattıktan sonra içeride unuttuğumuz aşı defterini almak için kapıyı açmam, bu arada Sarp'ın Beril'e sataşması, Beril'in Sarp'a laf söylemesi , Sarp'ın bana Beril'i şikayet etmesi ve apartmanda bağırmaya başlaması, bizim apar topar asansörle aşağıya inmemizi benim kedinin kutusunu taşırken Beril ve Sarp'ın itişip kakışarak apartmanın kapısından çıkmasını saymıyorum bile..

Veteriner olan aile dostumuzun yanına nasıl vardık, kediyi nasıl muayene ettirdik bu kısımları hızlı geçiyorum ki bu bölümü anlatsam buradan da bir yazı konusu rahat çıkar. Tarçın kontrolden geçerken Sarp'ın ben açım şarkısını bağıra çağıra söylemesi, sürekli zıplayarak "anne ben açııımmm...anne ben açııımmm" diye eteğimden çekmesi, muayenenin ardından "ben açıımmmm, hamburger yiyelim, pizza yiyelimmmm" diye eve bağıra çağıra geri dönmemiz ve pizza söylememiz-pizzayı beklerken Sarp'ın mutfak eşyalarını kemirmesi-, ancak pizzalar bittikten sonra çocukların üstüne bir rehavet çökmesi ile yaşamış olduğum 30 dakikalık huzur anımda anladım ki anne babaya huzur mezarda.. 30 dak sonra evdeki koşuşturma kaldığı yerden devam etti..
Bu arada kedi nasıl diye sorarsanız, iyiymiş, pazar günü olduğu aşı dokunmuş.. sabah evden çıkarken mavlayarak ayak altında dolanıp duruyordu..

5 Nisan 2010 Pazartesi

Survivor'a Katılmaya Nasıl Karar Verdim?

Eşim görevi dolayısıyla yurtdışında ve ben İzmir'de iki çocuk ve bir kedi ile serüvenime devam ediyorum. Eşim hergün mail atar ve eğer imkanlar elverirse internetten bizimle görüşür, yine bir gün ben işyerimdeyken bana aşağıdaki maili attı.

"Karıcım nasılsın..... akşam görüşemedik umarım bu akşam düşürebilirim telefonu nasılsınız keyfiniz yerinde mi?"

Eşime iyiyiz mi desem yoksa ben yandım sen kaç kendini kurtar mı desem diye düşünürken, Acun Ilıcalı'nın Survivor'u tekrar düzenleyeceğini ve seçmelerin yapılacağı haberi gözüme takıldı ve bende eşime aşağıdaki maili yazdım:

" Aşkım biz iyiyiz.. bebelerin ziyadesiyle iyi..ben bir karar aldım, biliyorum sana çok zor gelecek ve bu kararı bu şekilde sana söylemek istemezdim en azından yüzyüze konuşmak daha iyiydi ama artık saklayamayacağım, ben survivora katılmaya karar verdim,3-5 ay yokum ancak bu şekilde başımı dinlerim :)) yemek yok kiloda veririm bir taşla 5 kuş yani...
Ha deyince de bebeleri bana getiremezsin, şansım varsa ilk turda elenirim 3-5 hafta otelde yan gelir yatarım vede yanarım diyorum, sen ne dersin? öptüm"

Tabii karısının nasıl bir kontrol manyağı olduğunu çok iyi bilen kocam, benim çocukları bırakıp asla bir yere gidemeyeceğimi bildiği için, çok güldüm valla çok alemsin, sen çok yaşa türü bir cevap attı. Bunun üzerine eşime aşağıdaki maili attım:

"Anladığım kadarıyla sen beni ciddiye almadın, Acun abim seçmeleri yapıyor, şansım varsa sen geldiğinde ben çoktaaaaan gitmiş olurum:)) ama merak etme kameralar karşısında elime bebelerin resimlerini alıp çok özledim kuzularımı diye timsah gözyaşları dökerim, bir soğana bakar yani... süpriz kapsamında bebelerimle beni buluşturmaya kalkarlarsa sakın kabul etme valla yüzerek okyanusa açılırım, en vahşi köpekbalığı beni onlar kadar yoramaz ve korkutamaz :)))
yarışma dönüşü seni nereden toplarım bilmiyorum ama alt tarafı 2 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçer ( eminim bana öyle gelecektir ama seni bilemem) ben vakit bulup yaptırmaya çalışacağım ama ola ki yetişmezse evi sigortalatmayı unutma, döndüğümde hakkınızda açılan davalarla beni uğraştırma lütfen..
eylül eczanesi tanıdık yeterince yalvarırsan sana lazım olan sakinleştiricileri el altından verebilir, olmadı annemleri devreye sokarsın, gerçi sanıyorum o sırada annemler gidebilecekleri en uzak yerde olacaklardır ama telefon ile sana yardımcı olurlar diye düşünüyorum, artık o kadarda değil dimi canım kocam..
bak seni ne kadar seviyorum ki sana bir kaç küçük tiyo veriyorum; harp okulundaki eğitimlerini ( kondüsyon vb) hatırlamaya çalış işine yarayacak, mümkünse bu arada hızlandırılmış psikolojik harp eğitimide alabilirsen senin için iyi olur. Yemek kitabından yemek yapabilirsin ama eve geldiğinde çoook aç olacakları için sen yemeği hazırlamaya çalışırken kitabı yiyebilirler, yada şanslıysan yırtabilirler ( en azından birleştirebilirsin), hazır gıdaları ve lokantayı deneyebilirsin. Akşam yattıp başını yastığa koyduğunda 80 kere bir bahane ile mutfağa gitmeye alış ( çişim geldi, susasım, galeta isterim vb.) bu arada evdeki en zararsız varlık tarçın, kıymetini bil hayvanın suratına senden terlik yapacağım falan deme, nede olsa o senin kader arkadaşın...
şimdilik bu kadar aklına takılan bir şey olursa mail at..ben sana dönerim...."

Sonuç olarak eşim çok güldü ben akşam kuzu kuzu eve gittim ve kapıyı açar açmaz "açııızzzz" diye bağıran çocuklarıma geri döndüm.

Blog oluşturma fikri nasıl oluştu?


Çok uzun zamandır (sanıyorum ikinci çocuğum doğduktan sonra) annelik yolculuğumu kaleme almayı düşündüysem de bir türlü hayata geçiremedim. Küçüklüğümden beri sülalede maymun iştahlılığımla bilinirim, üniversite sınavına kadar olmak istediğim meslek sayısı 100'ü geçmişti, bütün mesleklerin bana göre olduğuna kendimi nasıl inandırmışsam, ilgimi çeken bütün meslekleri olacağımı söyleyip gezerdim.
Üniversite sınavının 2.ci basamağına ( bizim zamanımızda ÖSS ve ÖYS vardı) gireceğim hafta resmen kilitlenmiştim. Aklımdan geçen meslek sayısıyla tercih formunda bana ayrılan yer bir türlü örtüşmedi, buna bir de anne ve babamın fikirleri eklenince tercih formumda hukuktan tutun, tıp, çevre mühendisliği, eczacılık, kimya mühendisliği, kamu yönetimi, sınıf öğretmenliği gibi her telden çalan ve birbiri ile hiç alakası olmayan tercihler yer almıştı.
Neyi anlatmak isterken nerelere geldim, başta dediğim gibi annelik serüvenimi kaleme almayı hep çok istedim ama bazen fırsat bulamadım bazen de üşendim, kısmet bu güneymiş.
Çalıştığım işyerlerinden birinde çocuklardan konuşurken ( o zaman hayatımızda sadece kızım vardı) bir arkadaşım "tek çocuk hiç çocuk iki çocuk çok çocuk" demişti, kızım normal bir çocuk olup, normal bir çocuğun göstereceği bütün davranışları sergilediği ve masallarda yer alan o uslu, munis çocuklardan olmadığı için arkadaşıma aval aval bakmıştım. İçimden de hadi canım bir çocuk bile bazen çok olabiliyor demiştim.
Demiştim diyorum, ne zaman 11 yıl aradan sonra ikinci çocuğa sahip olduk, arkadaşımın kulaklarını hergün çınlatır oldum. Evimizin ev olmaktan çıkıp deli evine dönmesi oğlumun 1 yaşına gelmesiyle başladı. Sözüm ona oğlum doğduğunda kızım 11 yaşındaydı ve ben çok tecrübeli bir anneydim, her türlü güçlükle ve çocukla başa çıkardım..
Di'li cümle kuruyorum çünkü gerçekler hiçte öyle değilmiş, bunu çok kısa sürede anladım ama artık çok geçti iki çocuk ve biz ( ben ve eşim) macera dolu bir yolculuğa başladık.
Bu yolculukta yaşadıklarımı, görüşlerimi, hissettiklerimi, bir parça tecrübelerimi paylaşmak istiyorum. En önemlisi de eşim ona anlattıklarım ve yazdığım mailler üzerine bunları niye bir blogda yazmadığımı , kendisinin dinlerken ve okurken çok eğlendiğini söyleyip beni gaza getirdi.
Bir köşe yazısında ilk yazıyı yazmak zordur diye okumuştum, gerçekten çok zormuş. Konuyu açıp sonra da bağlamak için epey ter döktüm. İşte size annelik serüvenim.