30 Mart 2011 Çarşamba

Bahçe İşleri


Geçtiğimiz yaz evimize taşındığımızda bahçe ile pek ilgileneme miştik, evimizin yanından başlayan ve arkaya dönen küçük de olsa L şeklinde bir bahçe var. Ev ararken 3 kriterimiz vardı;

  1. Komşular

  2. Park yeri ( İzmir'de eski semtlerde araç park yeri çok önemli)

  3. Bahçe ( özellikle çocuklar için istiyorduk)

Bu üç kriterimizde gerçekleşti. Komşularımız çok iyiler, evimizin önünde kendi park yerimiz ve küçük de olsa bir bahçemiz var. Bundan önceki bahçe çalışmalarım meşhur sosyal sitedeki çiftlik oyunu ile sınırlı olduğundan (küçükken komşunun erik ağacından aşırdığımız erikleri saymazsak) havalar ısınmaya başlayınca, ne var yani küçücük bahçe ben bu bahçenin altından girer üstünden çıkarım havası ve düşüncesi ile bahçeye daldım. Öncelikle lazım olan alet edevat listesi yaptım. Sonra da eşimle birlikte bu tür malzemelerin satıldığı alışveriş mağazasının yolunu tuttuk. Bahçe bölümüne girene kadar her şey kolaydı ama bu bölümde her çeşitten ve fiyattan ürünleri görünce bir an duraksadık.Kürek, kazma, tırmık, budama makası ve hortum almayı planlayan biz faniler, hortum askısı (mesela bunu görünce hortum almakla sadece işin bitmediği bu hortumu bir yere asmak gerektiğini de fark ettik), dar tırmık, geniş tırmık, küçük kürek, büyük kürek, Çin malı, İtalyan malı gibi çeşitlerin ve bir o kadar da çeşitli fiyatların arasında resmen kaybolduk. Bir ara kendimizi kaybedip domates ve salatalık tohumları da aldığımızı eve dönünce fark ettik.

Malzeme alınacak ama ne? Mağazada yarım gün harcadıktan sonra, malzemelerimizi seçip, kasada nakdimizin önemli bir kısmını bıraktıktan sonra eve geldik ama herkes bir kanepeye serildi. Herkes diyorsam eşim, kızım ve ben. Sarp mağazada kaldığımız sürece arabada oturup hiç enerji harcamadığı için son derece canlı ve neşeli bir şekilde koşturup duruyordu. Laf bu noktaya gelince yazmadan geçemeyeceğim, bu tür mağazalardan oyuncak arabalı market araçlarının ya tamamen kaldırılması yada bütün market arabalarının bu şekilde yapılması konusunda kampanya başlatmak istiyorum. Anne babaların bu tür marketlerde saatlerce depar atarak yanlarında avazı çıktığı kadar ağlayan çocuklarına bu arabalardan bulmaya çalışması eziyetine bir son verilmeli. Planladığımızdan daha fazla mağazada kalınca doğal olarak bahçe ile ilgilenme işini bir sonra ki haftaya bıraktık. Aslında alışveriş kısmında bu kadar yorulmamızdan işin bahçe kısmına geçtiğimizde dağılacağımızı anlamamız lazımdı.

Bir sonra ki hafta eşim gelemeyince bir heves kendimi bahçeye attım, önce çiçekleri ve ağaçları budadım. Budamak işin en kolay kısmıydı ama budanan bitkilerin dallarını atmak o kadar kolay olmadı, hele gül dallarının dikenleri ellerimi kollarımı çizdi. Bir kağıt aldım ve alınacak başlığı atarak altına büyük harflerle eldiven yazdım. Sanıyorum çöp konteynırına hiç yapmadıysam 10 sefer yapmışımdır. Sonra elime bel'i aldım ve toprağı bellemeye başladım. Bana kalsa saatlerce ve metrelerce bellemiştim ama şöyle bir tutulan belimi doğrultup baktığımda saatlerce kısmının tahmin ettiğim gibi ama metrelerce kısmının tahminimin çok altında olduğunu üzülerek gördüm. Bitkin bir şekilde mutfağa girdiğimde yüzüme bakan kızıma " Köylü milletin efendisidir bunu unutma" dedim ama laf yorgunluktan ağzımdan kısık sesle ve boğuk bir şekilde çıkınca kızım bir süre beni anlamaya çalıştı, farkettim ama tekrar söylemeye mecalim kalmadığı için mutfaktaki ilk gördüğüm sandalyeye oturup tavana uzun süre boş baktım. Mutfakta sandalyede oturduğum süre boyunca Sarp ve Beril 3-4 kere kavga etti ama inanır mısınız ben duymadım bile tek duyduğum bacaklarımın ve kollarımın zonklaması ile etlerimin ağrımasıydı. Ertesi gün yataktan nasıl kalkacağımı düşünmek bile istemiyordum. Akşam yattığımda ertesi gün malum çiftlik oyununa bir daha hiç girmemeye kadar verdim. Bu arada bana o oyun için komşuluk teklifi gönderen arkadaşlarım yeminliyim o oyuna girmiyorum boşuna teklif yollayıp durmayın...

Ertesi gün düşündüğüm kadar kötü olmadım ama bir sonra ki hafta eşim geldiğinde hadi bahçe ile ilgilenelim dediğinde kıvrak bir manevra ile onun bahçe de çalışması benimde çay, kahve ve sandviç gibi ikramları üstlenmem sonucu eşimin başına gelenleri ve bahçeyi bir profesyonele devretme kararımızı yarın anlatacağım :)) Yarına kadar sevgiyle kalın, sakın ölçüp tartmadan ben bu işi yaparım diye balıklama atlamayın.

Not:Yazıdaki resim balkonumdan..

Uzun Bir Ara ve Tekrar Merhaba

Blog'uma yazmaya uzun bir ara verdim ama inanın haklı sebeplerim vardı. En önemli sebep en sonunda hayallerini kurduğum evime kavuştum. Geçtiğimiz yaz evimize taşındık. Ev araştırması, bulunması, tadilat ve taşınma derken vakit nasıl geçti anlamadım. Bu koşturma sırasında aklıma başka bloglar açmak gelmedi değil, örnek vermemi isterseniz;

*Ustayı istediğiniz gibi yaptırmaya nasıl ikna edersiniz?

*Cinnet geçirmek hiç de zor değilmiş.

*Benim zevkime göre olacak senin değil ustacım.

*Bu işi sen nasıl yaptın anlamıyorum bende yapsam ancak bu kadar olurdu.

*Rabbim benim sabrımı deniyor sanıyorum....

başlıklarını verebilirim herhalde.. Bu maceramı daha sonra detaylı olarak anlatacağım söz.. Yazmaya ara vermemin diğer sebebi ise eşim yanımıza gelemedi ve biz hafta içi babasız hafta sonu babamızla birlikte tarzı bir yaşama geçtik ki inanın bu sistem daha zormuş, alışmak ve bir düzen kurmak da epey zaman alıyormuş. Bütün bunları atlattıp normal yaşantıma dönünce ilk iş aklıma blog'um geldi ve bir heves açmak için harekete geçtiğimde hayretle blog mail adresimi ve şifremi hatırlamadığımı gördüm. Bir haftadır da blog'a girmek için çabalıyordum ama sonunda başardım. İnsan beyni ne garip kafanda pek çok şey varsa otomatik süzüp çok kullanmadığın yada güncelliğini yitiren bilgileri çöpe atıyor.

Bu geçen süre zarfında Beril anadolu lisesi sınavını kazandı-bunu oturup ayrı bir bölüm olarak yazacağım, lisede ve üniversitede matematik ve istatistik konusunda bana ve eşime emeği geçen hocalarımıza tekrar tekrar teşekkür ederiz, sayelerinde minimum puanla maksimum başarı nasıl sağlanırı çözdük ya ne kadar teşekkür etsek az gelir- şimdi okullu oldu :)) Beril Abla şu an itibariyle lise ortaokula benzemiyormuş şokunu atlattı, öğretmen bana taktı aşamasında. Sarp bir kere koşarken nasıl olduğunu hala anlayamadığımız, bizim için esrarını bugün bile koruyan bir şekilde ayaklarını birbirine dolaştırıp havada uçtu ve kafasını sandığa çarpıp yardı. Yine aynı şekilde ( yani deli gibi amaçsız halde koşarken) bu defa tren raylarına takılıp ( ki defalarca ben toplamıştım o inatla yaymıştı) ortada ki sehpanın köşesine göz atmayı başarıp 2 hafta boyunca maça çıkıp sıkı yumruk yemiş boksörler gibi dolaştı. Tahmin ettiğiniz ve daha önce ki maceraları okuduğunuz gibi bu 11 ay bizim için sakin geçmedi..

Bu benim için tekrar merhabaydı, şifrelerimi hatırladığıma göre şimdi önce kahvemi içip sonra bu 11 aydan bir konu seçip, sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Şimdilik sevgiyle kalın..

21 Nisan 2010 Çarşamba

Gelince Üstüste Gelir..

Sarp'ın hastalığı devam ediyor bugün ekranın karşısında yorgunluktan şaşı olmuş bir şekilde yazıyorum. Pazartesi akşamı Sarp'ın ateşi tekrar çıkınca dün işten izin alıp Sarp'ı Dr.a götürmeye karar verdim. Sabah Sarp'ın bağlı olduğu sağlık kurumunun hastanesine gittik, sağolsun Dr. çok ilgilendi ama çocuğa hiç bir test yapmadan ve detaylı muayeneden geçirmeden sadece karşıdan bakarak 10 dak içerisinde alerji teşhisi koydu. Bu teşhisini tedavi edecek 3 tanede ilaç yazdı. Doğal olarak hastaneden çıktığımda bu ilaçları almadım bile.

Daha sonra bir arkadaşımın önerisiyle Dr. Ebru Hanım'a gittik, zaten maceramızda bu noktadan sonra başladı. Sabahtan ağzına bir çubuk sokularak boğazına bakıldığı için muayene edilmeye kıl kapmış olan Sarp, ilk başta Dr.un muayenehanesindeki oyuncaklarla oynadı ve başka bir tepki vermedi. Ne zaman kontrol için Dr.muzun odasına girdik film o zaman koptu. Dr.un sağını solunu kurcalayacağını ve boğazına bir çubuk sokacağını tecrübesiyle fark eden Sarp bir anda deli gibi ağlayan, sürekli kaçmak için kapıya koşan küçük bir canavara dönüştü. Sakinleştirmek için söylediğim hiç bir şeyi dinlemedi ve zıplayarak kaçmaya çalıştı, bu esnada çeneme kafa attı. Boş bulunduğum için dişim dilimi yardı, ben elimle çenemi tutarken annem Sarp'ı sakinleştirmeye çalışıyordu. Dr.muz Sarp'a iğne yapması gerektiğini söyleyince gözlerim vosvogen farı gibi açıldı, zaten yaşadığı korku ve hastalığın verdiği asabiyetle manyaklığın sınırlarını zorlayarak kendini sağa sola atıp ve yerlere vuran oğluma o iğnenin nasıl yapılacağını bir türlü çıkaramadım. Sarp'ı kafama darbe alma pahasına kucağıma aldım ve iğneyi çığlıklar arasında olduk. Tam derin bir oh çekmişken Elif Hanım tam kan, tam idrar, boğaz kültürü ve gaita testi istediğini söylediğinde ise bu tahlilleri yaptırmak için neler yaşayabileceğimizi düşünemedim bile.
Tahlilleri yaptırmak için laboratuvara gittiğimizde saat 17:00 di ve Sarp henüz olacakları bilmediği için sakin davrandı. Önce kan alınması konusunda görevlilerle anlaştık, sağolsun oğlum iğneyi görür görmez deli gibi bağırıp, kucağımdan kaçmaya çalıştı. Kolundan kan almayı denediler ama çok çırpınınca elinin üstünden almak istediler bu arada kolundan delindiği için elini vermek istemedi, uzun uğraşlar sonucunda kanı alında hazır ağzını açarak bağırıp ağlıyorken boğaz kültürüde alındı, sıra idrar tahlili için örnek almaya geldiğinde Sarp intikam almak için fırsatı kaçırmadı. 17:00 den laboratuvarın kapandığı saat olan 19:30'a kadar bizi peşinde koşturdu. Önce tuvalette yapacağım dedi, sonra meyve suyu istedi ama meyve suyu gelince içmeyi reddetti, sonra bekleme yerinde yapacağını söyledi, oraya gittiğimizde vazgeçti. Bekleme yeri ile tuvalet arasında sürekli mekik dokuduk. Bu arada laboraturda çalışanlardan çişini yapması karşılığı araba aldı ama sonra çiş yapmaktan vazgeçti. Normalde yarım saatte bir tuvaleti gelen çocuk bir şişe su, iki kutu meyve suyu içmesine rağmen öldür alllah çişini yapmadı. Laboratuvarın kapanmasına saniyeler kala benimde cinnet geçirmeme ramak kala çişini yaptı da rahat bir nefes aldık.
Eve döndüğümüzde bizi başka bir süpriz bekliyordu, arkadaşlarıyla gezmeye giden Beril, elindekini çöpe atmaya çalışırken çöp konteynırından fırlayan bir kedi Beril'i çok kötü tırmalamış. Ertesi gün dedesi Beril'i dispansere götürdü, oradaki doktor Beril'in kuduz aşısı olması gerektiğini söylemiş.
Şu an ki durumumuz şudur; Beril gün aşırı kuduz aşısına gidiyor, Sarp antibiyotik iğnesi olmaya gidiyor. Akşam evde sürekli bir koşturma ve mızırdanma var. Babamız bu sabah geldi, çocukları teslim edip işe geldim, akşam onları nasıl bulurum hiç bir fikrim yok, acaba diyorum akşama eve gitmeyip izimi kaybettirsem mi?

19 Nisan 2010 Pazartesi

Çocuklar hastalanırsa..

Babamız olmadan geçecek olan ve bütün kalbimle kazasız belasız atlatmak için dualar ettiğim son hafta sonumuz Sarp'ın cuma günü aniden ateşlenmesiyle koşturmacalı ve uykusuz geçti. Ne zaman bir şey dilesem hep tersi gerçekleşir ve ben bundan hiç ders almam, olmayacak dilekleri diler dururum.
Cuma günü Beril ve Sarp'la birlikte iş çıkışı sahile indik hava o kadar güzeldi ki akşam sekize kadar dolaştık, eve döndükten bir süre sonra baktım Sarp kıpkırmızı bir yüzle dolaşıp duruyor, yanıma geldiğinde elimi alnına koyduğumda ateşi olduğunu gördüm ve panikledim. Sarp 6 aylıkken ve 1,5 yaşındayken iki kere havale geçirdi, ateşinin 39'un üstüne çıkmaması lazım bundan dolayı ilk iş Sarp'a ateş düşürücü şurup verdim ve ılık bir duş yaptırdım, ateşi biraz düşer gibi oldu ama sonra tekrar yükseldi. Üstünde ne varsa çıkardım, eklem yerlerini kolonya ile ovdum ama bu da yeterli olmayınca annemleri aramaya karar verdim. ( Bkz. intikam yazımda bahsettiğim pılını pırtını toplayıp izini kaybettirme maddesi) Annem ve babam ben telefon edince doğal olarak telaşlandılar ve gecenin bir yarısı apar topar Kuşadasından İzmir'e doğru hareket ettiler bende Berille birlikte Sarp'ı hastaneye götürdüm.
Allah'tan Sarp muayene sırasında fazla huysuzluk etmedi de kontrolleri kazasız belasız atlattık ve ilacımızı alarak eve döndük. İki saat sonra annemler geldi onlarla nöbetleşerek Sarp'ın ateşini ve terini kontrol ederek sabahı yaptık.
Çocukların hastalanması tabi ki üzücü ama hastalık sonrası huy değişimleri anne ve babalar için ciddi bir sinir imtihanı olabiliyor. Normal düzenindeki çocuk gidiyor onun yerine yemeyen, sürekli mızırdanan, uyumayan, olur olmaz herşeye ağlayan bir çocuk geliyor. Bazen çevremde normal hali bu şekilde olan çocuklar gördüğümde hastalık sonrası onların durumunu düşündüğümde dehşete kapılıyordum ki bir gün böyle çocuğu olan annelerden birisiyle konuştuğumda öğrendim ki o huysuz, mızmız çocuk gidip yerine söz dinleyen, sessiz bir çocuk geliyormuş ama maalesef bu durum çok uzun sürmüyormuş.
Beril çok yaramaz bir çocuk değildi, gerçekten söz dinlerdi ama hastalandığı zaman bize rahmet okuturdu. Sarp hareketli ve peşinden koşturan bir çocuk ve hastalandığı zaman aslında Beril'e çok haksızlık yaptığımızı anlamamızı sağlıyor.
Sarp'ın ateşlenmesi ve benim annemleri apar topar Kuşadasından getirtmemi düşünecek olursak anne babalığın çocuklar evlenip çoluğa çocuğa karıştığı zaman sorumluluğun arttığını bir kez daha anladım.
Sarp şu an iyi telefon ettiğimde arkadan sesi geliyordu, Beril bunca koşturmacanın içerisinde kendini aşarak dershanedeki deneme sınavından rekor sayılabilecek bir puan aldı. Demek ki SBS sınavından önce Beril'e sakin, sessiz bir ortam yerine harala gürele bir ortam hazırlarsak çocuk rekor kıracak, bunu bir yere not etmeliyim.
Gecenin bir yarısı ettiğim telefonla apar topar yola çıkıp gelen ve beni yanlız bırakmayan annemle babama da çok teşekkür ederim, iyiki varsınız ve iyiki ben evlendiğimde bilinmeyen bir yere yerleşip izinizi kaybettirmemişsiniz.

16 Nisan 2010 Cuma

Anne ve Baba'nın Dileği

Bir anne olarak çocuklarım için ne istediğimi sorarsanız size aşağıdaki Aborjin Duası ile yanıt verebilirim;

Her şey yeterli olsun!

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum.

Aydınlık bir bakıs açısına sahip olmana yetecek kadar günes diliyorum.

Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.

Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.

Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.

İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.

Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.

Son "elveda"yı ! atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum.

Kısacası çocuklarım için herşeyi kararında istiyorum ki çocuklarım çıktıkları hayat serüveninde başarılı olsunlar, kendileri gibi iyi evlatlar yetiştirsinler. Çevrelerine mutluluk verip, mutluluk alsınlar, kayıpları ile üzülmeyip, kazançlarının kıymetini bilsinler. Hayattan keyif alsınlar ve hayata keyif katsınlar. Başarısızlıkları mutlaka olacak ama bu başarısızlıklardan ders alsınlar, aynı hatayı tekrarlamasınlar. Ayaklarının üzerinde sağlam dursunlar. Yaşamlarında fark yaratsınlar.

Bu hafta çocuklarla başbaşa geçirdiğim son haftasonu büyük bir aksilik olmazsa babamız haftaya geliyor. İnternette görüşürken ekranda gördüğü sürekli devinimi çok özlediğini, her kafadan bir ses çıkmasına hasret kaldığını söylüyor ama ben ikili bahisleri açtım, iddiasına varım 4. gün limiti dolduracak çünkü o görmeyeli çocuklar yeni ve etkili teknikler geliştirdiler, benim diyen yetişkin uzun süre dayanamaz. Evde ne yapacaklar hiç bir fikrim yok.

14 Nisan 2010 Çarşamba

İlkyardım ve Psikoloji Dersleri

Eğer bir çocuğunuz varsa bir süre sonra ilkyardım konusunda ister istemez uzmanlaşıyorsunuz ve bu uzmanlığınız genelde kafa travmaları üzerine oluyor. Beril'de çok fazla yaşamadık ama Sarp 4 aylık olduğundan beri kafa üstü düşme, kafasını sürekli bir yerlere çarpma konusunda kendini geliştirdikçe bizde ister istemez çarpma ve travma uzmanı olduk.

Bizim evde sağlık danışmanımız eşimdir ama zaman zaman onun bile çaresiz kaldığı anlar olmuştur. Sarp çok hareketli bir çocuk olduğu ve bir yere giderken yürüme yerine roket misali kafası önde olacak şekilde koştuğundan sürekli kafasını sağa sola ve hatta hiç olmayacak yerlere çarpabiliyor.

Mesela bu haftasonu kardeşime gittiğimizde girişte ki apartman merdivenlerini hızla çıkıp sonra apartman boşluğunda manasız şekilde geniş bir kavis çizip sonrada merdivenlerin yanındaki kolona toslamayı başardı ki iddia ediyorum hiç bir insan evladı 100 kere de aynı hareketi yapsa eminim o kolonu tutturamazdı, aynı akşam mutfakta yemek hazırlarken malzeme almak için açtığım buzdolabının kapağına sabah darbe aldığı yerden kafa atmayı da başarınca pes dedim. Kafasını aynı yerden iki kere vurunca alnında küçük mor bir tepecik oluştu.

Dün de mutfaktan odaya doğru gene kafası önde koşarken buzdolabının yanındaki duvara alnının yanını sürtmeyi başardı. Akşam salonda otururken de geri geri gidip ortadaki sehpaya ayağını taktırmayı sonra garip bir açıyla ters yöne dönüp yanağını kanepeye vurmayı başardı, biliyorum okuyunca bir şey anlamadınız ama emin olun ben gördüğüm halde nasıl başardığını anlamış değilim.

Velhasıl çocuğunuz olacaksa yada henüz küçükse ilk iş ilkyardım ile ilgili bir kitap edinin, düşme, çarpma gibi durumlarda soğukkanlılığınızı koruyun. Çocuğunuz zorlu bir maçtan çıkmış boksörler gibi alnında morluklarla dolaşırken çevrenize "valla biz yapmadık, ha bire düşüyor" cümleleri kurmaya hazır olun.

Çocuğunuz biraz büyüyüp ergenliğe adım attığında da psikoloji kitapları edinin. Beril Abla bugünlerde çok sessiz ne olduğunu sorduğumda bir şey yok diyor. Küçükken çocuğunuza bir noktaya kadar müdahale edip koruyabiliyorsunuz, büyümeye başladığında hareket alanınız iyice kısıtlanıyor. Çok soru soramıyorsunuz sıkılıyorlar, üstlerine çok fazla düşmüş oluyorsunuz, salsanız bu seferde zıvanadan çıkıyorlar sonra toparlamanız zorlaşıyor. Hassas dengeyi bulmanız gerekiyor. Beril küçükken "biz böyle istiyoruz" deme şansımız vardı ama şimdi neden öyle istediğimizi açıklamak zorundayız.

Ergenliğe giren çocukların hep tasası olacak değil ya, keyifli yanları da var. Bu dönemde artık size arkadaş olmaya başlıyorlar, kendi adıma ana-kız dedikodu yapmaktan çok hoşlanıyorum. Birlikte alışveriş yapmak, bir yerlerde oturup bir şeyler içmek ve oradan buradan konuşmak benim için keyif aldığım zamanlar. Gelecekte ki ilişkinizin temelini bu dönemde atıyorsunuz. Bundan dolayı temeli atarken ne kadar sağlam, karşılıklı güven ve sevgiye dayalı bir temel atarsanız ileride o kadar kaliteli bir diyaloğunuz oluyor. Bugün kızımla konuşup ona kendi tecrübelerimi aktarırken biliyorum ki anlattıklarımın yüzde birini bile depolamıyor ama ileride bu sohbetlerimizi hatırlayıp bu tecrübelerim ona bir parça faydalı olursa ne mutlu bana.

Bu günlerde Sarp sağa sola kafa atmaya, Beril anneannanemin deyimiyle Kukumav Kuşu ( bkz. Baykuş ) gibi düşünmeye devam etmekte. Bu haftasonu çocuklarla yalniz geçireceğim son haftasonu, bir aksilik olmazsa haftaya babamız geliyor- yada bu yazdıklarımı okuduktan sonra Çin'e doğru depar atmaya başladı bizim henüz haberimiz yok- maceralarımıza maaile olarak devam edeceğiz.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Haftasonu Etkinlikleri


Haftasonlarını çok seviyorum, çocuklarla yoruluyorum ama onlarla doya doya vakit geçirdiğim içinde gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Bu cumartesi yazdığım gibi Doğal Yaşam Parkına gittik. Sabah Beril'i dershaneye uğurladıktan sonra Sarp'ın çantasını hazırlamaya başladım. Ne zaman son ana bıraksam mutlaka en lazım olan şeyi unuttuğum için aklıma geldikçe çantanın içine malzemeleri koydum ve yola çıkacağımız zaman çanta kas geliştirecek ağırlığa ulaştı. Bu arada Sarp'ın kahvaltısı, evin toparlanması, Beril'in gelince yiyeceği sandviç hazırlandı. Sarp'ın peşinden koridorda bir ileri bir geri koşularak Sarp giydirildi.

Beril Ablamız gelince kapının önüne sağsalim çıktık, tam kapıyı kilitledik ki içeride arabanın ruhsatını unuttuğumuzu farkettik, kapıyı açıp ruhsatı aldık kapıyı tekrar kilitledik bu seferde Sarp'ın arabasını balkondan almadığımızı hatırladık, arabayı da aldığımızda artık gitmeye hazırdık.

Doğal Yaşam Parkı Sasalı'da, yıllar önce kuş cennetine arkadaşlarımızla gitmiştik açıkcası yolu bulabilir miyiz diye biraz endişelensem de sonra ammaaannn en fazla Bergama sapağından döneriz, o da olmadı Dikili'de çay içeriz diyerek attık kendimizi yola.

Allah'tan korktuğumuz başımıza gelmedi, Çanakkale otobanından Sasalı tabelasını izleyerek Doğal Yaşam Parkına ulaştık, yol boyunca tabelaları izlerseniz kaybolmadan bulabilirsiniz. Öncelikle belirtmeliyim ki Parkı çok güzel düzenlemişler, bizim gibi broşürü çıkışta değil girişte alırsanız parkı daha rahat gezersiniz. Parkta hayvanları kafeslerle değil cam paravanlar ve havuzlarla ziyaretçilerden ayrılmışlar. Yırtıcı hayvanlar için cam duvarlardan bakarak yaşam alanlarını daha da yakından görebilecek ve resimlerini çekebilecek imkanlar sunmuşlar. Göz alabildiğine geniş yeşillikler ile kendinizi hayvanların doğal alanında hissediyorsunuz. Özellikle Tropikal Bölümde içerideki nemli ve sıcak hava size yağmur ormanlarına gitmişsiniz izlenimi veriyor. Parkta iki tane kafe ( Kuğulu Kafe ve Develi Kafe) var sanıyorum belediye işletiyor ve fiyatları çok uygun, yapay gölet kenarındaki masalar çok keyifli. Develi Kafe'nin yanında çocuk parkı var, tavsiye ederim siz çayınızı ve kahvenizi yudumlarken çocuklar gözünüzün önünde parkta oynuyorlar.

Parkın içerisinde 4-5 tane çocuk parkı var, zaten normal yürüyüş hızıyla çok oyalanmadan gezerseniz parkın tamamını gezmeniz 3-3,5 saatinizi alıyor. Bu çocuk parklarında dinlenmek için fırsatlar buluyorsunuz.

Sarp Doğal Yaşam Parkına bayıldı, kendinden geçti. Pek çok hayvanı ilk kez ve yakından gördü, zürafa'ya bayıldı. Çocuklarınızı mutlaka götürün, hatta bence her yaştan insanın görmesi gereken bir yer. Beril ve ben parkı çok sevdik, hatta babamız gelince tekrar gelmeye kararı verdik. Parkta ana-kız manzaralı ve sakin bir kaç yer beğendik, babamızı Sarpla parka salıp, biz daha önce tespit ettiğimiz yerde güneşin, yüzümüze vuran rüzgarın, su ve kuş seslerinin keyfini çıkaracağız. Gezimize dönersek, Sarp parkın içerisindeki bütün çocuk parklarında oynadı, kuşların bölümünde Sarp'ı arabasının kemerini taktık çünkü bu bölümde tavanı ağlarla kapatmışlar, leylekler, ördekler ve bazı kuş cinsleri ortalıkta dolanıyordu, Sarp'ın arabasından inip kuşların üstüne gitmesinden korktuk. Sarp'ın o kadar hoşuna gitti, o kadar etkilendi ki aslında kemerini takmamıza gerek yokmuş çünkü çocuk yerinden bile kıpırdamadı.

Kısacası çok keyifli ve öğretici bir gündü. Buraya gelmek üzere plan yaptığım için kendimi gün içerisinde bir çok kez tebrik etmedim desem yalan olur. Dışarı çıktığımızda Sarp biraz bozulup ağladı ama sonra babasıyla tekrar geleceğini öğrenince sustu, şimdi sürekli ne zaman gideceğiz diye sorup duruyor. Akşam farkettik ki parkta dolaşırken hepimizin yüzü yanmış, birbirimize bakıp bakıp güldük.

http://www.izmirdogalyasamparki.org.tr/